726 sonuç

Tarama Sonuç Kümeleri
Tümünü Listeye Ekle
Cervical carcinoma is a common gynecological cancer with high mortality rate among women worldwide. Caffeic acid exerts an antiproliferative effect against cervical carcinoma. Dactolisib is a dual PI3K and mTOR inhibitor that has a therapeutic potential for cervical carcinoma. This study aimed to reveal the anti-proliferative effect of combination treatment of caffeic acid and Dactolisib on cervical carcinoma HeLa cell line. Cytotoxicity of caffeic acid and Dactolisib on HeLa cell line was assessed by MTS assay. Colony formation of HeLa cells treated with caffeic acid and Dactolisib was determined by staining colonies with crystal violet and visualizing under light microscope. Dactolisib decreased cell proliferation of HeLa cells in time and dose dependent manner. 5 μM caffeic acid did not show any significant change in cell viability of HeLa cells. Combination treatment of 5 μM caffeic acid and 0.5 μM Dactolisib showed decrease in cell viability of HeLa cells when compared to Dactolisib treated cells. Combination of caffeic acid and Dactolisib decreased colony diameter of HeLa cells significantly when compared to control group. Caffeic acid and Dactolisib shows anti-proliferative effect on human cervical carcinoma HeLa cell line, so further studies should be performed to reveal the mechanism of action.
Dünya genelinde kamu sağlığı problemi olarak görülen intihar eylemlerinin en çok 15-19 yaş aralığındaki ergenlik döneminde gerçekleşmesi dikkat çekmektedir. Bu doğrultuda medyaya yansıyan 200 haber içeriği incelenerek 42 tamamlanmış ergen intihar vakası belirlenmiştir. Belirlenen vakalar nitel araştırma yöntemi kullanılarak içerik ve betimsel analizleri yapılmıştır. Araştırma çerçevesinde intihar düşüncesi ve intihar riski olan ergenlere yönelik sosyal hizmetin önleyici rolü doğrultusunda psikososyal destekler verilerek intihar eylem oranlarının azaltılması amaçlanmaktadır. Araştırma bulgularına göre intihar vakaları öğrenim görülen sınıfa göre kız öğrencilerde en fazla 10. sınıfta, erkek öğrencilerde ise 12. sınıfta görülmektedir. Ergenlerin intihar eylemini gerçekleştirme yöntemi bakımında ise ilk sırada atlama, sonrasında kendini asarak ve son olarak ateşli silah kullanma şeklinde eylemi gerçekleştirdikleri bulgusu edinilmiştir. Haber içeriklerinde intihar nedenine yer verilen araştırma sonuçlarına göre ise ilk sırada olumsuz aile ilişkileri, hissi ilişki, suçlanma, taciz ve hastalık gibi nedenler gelmektedir.
Objective: The present study aimed to investigate the relationship between health literacy, self-efficacy, health perception, and perceived service quality in patients with chronic diseases who applied to primary healthcare services. Materials and Methods: Seven hundred and eighty-two (495 female, mean age; 55.39±18.39 years) participants with chronic diseases were included. Health literacy and health perception were evaluated using Turkish Health Literacy Scale-32 (THLS-32), and Health Perception Scale (HPS), respectively. Self-Efficacy Scale on Chronic Diseases (SESCD) was used to assess self-efficiency level and SERVPERF scale was assess the perceived service quality. Results: There were significant relationships between THLS-32, age, SERVPERF, and SESCD (p<0.05). HPS was significantly correlated with age, the number of chronic diseases, and SERVPERF (p<0.05). THLS-32, HPS, age, and the number of chronic diseases explained a significant amount of variance in all subscales of SESCD (p<0.05), describing 9.7% to 16.5% of the adjusted R2. Health literacy, health perception, age, and the number of chronic diseases explained a significant amount of variance in all subscales of SERVPERF (p<0.05), describing 4.4% to 8.1% of the adjusted R2. Conclusion: This study found that health literacy, age, and the number of chronic diseases were predictors of self- efficacy; in addition, health literacy, health perception, age, and the number of chronic diseases were predictors of perceived service quality in patients with chronic diseases. Age and number of chronic diseases are non-modifiable factors for the level of self-efficacy and perceived service quality whereas health literacy can be improved.
The aim of this study was to determine the effect of air pollutant particles on the cardiovascular disease burden (CVDALY) in Turkey. Particulate Matter 2.5 (PM 2.5) and Non-methane volatile organic compounds (NMVOC) were taken as the independent variable and CVDALY as the dependent variable. The variables were analyzed within the Panel Data Analysis and Machine Learning Approaches frame. Unidirectional Granger causality was determined from PM 2.5-NMVOC to CVDALY and revealed that they acted together in the long term. The regression analysis that was made using econometric and multivariate regression models revealed that generally 1 unit increase in PM 2.5 increased CVDALY by between 0.0021-0.0029 units; 1 unit increase in NMVOC increased CVDALY by between 0.00024-0.0004 units. In Machine Learning approach, it had been determined that if the PM 2.5 and NMVOC were reduced to 0.84- and 9.48 respectively; CVDALY would be decreased to 0.022. In other words, Machine Learning approaches results showed that reducing PM 2.5 by about 4.5 times and NMVOC by about 30% would be reduced CVDALY by about 39.6% from the current status of Turkey. The empirical results showed that PM 2.5 - NMVOC increased CVDALY in Turkey. From this perspective establishing and implementing policies to improve air quality in Turkey could be an important approach in reducing cardiovascular diseases.
Çalışmanın amacı, ilköğretim kurumlarındaki öğretmenlerin dijital okuryazarlık düzeyleri ile öğretmen liderliği rolleri arasındaki ilişki seviyesinin belirlenmesidir. Ayrıca öğretmenlerin dijital okuryazarlık düzeyleri ile öğretmen liderliği rolleri; cinsiyet, medeni durum, yaş, branş, mesleki kıdem ve eğitim durumları değişkenleri açısından da ele alınmıştır. Araştırmanın çalışma grubunu İstanbul’un Bayrampaşa, Gaziosmanpaşa ve Fatih ilçelerindeki ilköğretim kurumlarında görev yapan ve “kolayda örnekleme” yoluyla belirlenen 306 öğretmen oluşturmaktadır. Çalışmadaki verilere “Dijital Okuryazarlık Ölçeği”, “Öğretmen Liderliği Ölçeği” ve “Kişisel Bilgi Formu” kullanılarak ulaşılmıştır. Analizler sonucunda elde edilen veriler normal dağılım gösterdiği için parametrik testler uygulanmıştır. Frekans, yüzde, korelasyon, bağımsız örneklem t-Testi, ANOVA ve LSD testi ile veriler analiz edilmiştir. Çalışma sonunda ilköğretim kurumlarındaki öğretmenlerin dijital okuryazarlık düzeyleri ile öğretmen liderliği rolleri arasında anlamlı bir ilişkiye ulaşılmıştır.
Modern koruma röleleri, akıllı şebeke işleyişini optimize etmede temel bileşenler olarak hizmet eder. Birçok besleyici ve enerji kaynağını entegre etmek, çift yönlü enerji akışını etkili bir şekilde yönetmek için verimli bir strateji gerektirir. Mevcut modern koruma röleleri, arıza çözme işlemini etkili bir şekilde koordine etme konusunda sınırlamalarla karşı karşıyadır, bu nedenle uyarlanabilir bir koruma rölesine ihtihaç duyulmaktadır. Bu proje'nin temel amacı, çift yönlü enerji akışının karmaşık teknik zorluklarını ele almak için çoklu ajan sistemine (MAS) dayalı bir adaptif koruma rölesi formüle etmek, tasarlamak, geliştirmek ve doğrulamaktır. Geliştirilen röle ayrıca elektrik alt istasyonundaki kaynakların veya yüklerin eklenmesi veya çıkarılması nedeniyle ağ yapılandırma değişiklikleri için otomatik yeniden yapılandırma özelliğine sahiptir.
Küresel bir ilginin odağı olan toplumsal cinsiyet olgusu, formal eğitimin hemen hemen her kademesinde yer almaya başlamıştır. Kapsayıcılığı zaman içerisinde artan ve toplumsal cinsiyeti özellikle “eşitlik” minvalinde ele alan eğitim; öğrencilerin toplumsal cinsiyet algılarını, tutumlarını ve davranışlarını şekillendirmek gibi çok önemli bir vizyona sahiptir. Bu vizyonu gerçekleştirmek için aracılık eden bölüm müfredatları, öğrenme çıktıları ve ders kaynakları, belli aralıklarla geliştirilmeye ve iyileştirilmeye ihtiyaç duyulan öğretim materyallerindendir. Bu çalışmanın amacı, cinsiyete ve toplumsal cinsiyete dair detaylıca bilgi edinilen ruh sağlığı bölümlerinde “toplumsal cinsiyet temalı” derslerin incelenmesi ve mevcut eğilimlerin değerlendirilmesidir. Çalışmanın yürütülebilmesi için YÖKATLAS Web sitesinde güncel olarak yer alan psikoloji, psikolojik danışmanlık ve rehberlik, sosyal hizmet ve çocuk gelişimi programlarından toplam 97 bölüm, bu bölümlere sahip olan toplam 42 üniversite seçilmiştir. Üniversite bilgi sistemlerine erişilebilen derslerin müfredatları, ders öğrenme çıktıları ve bu derslerin içeriğini oluşturan ders kaynakları listelenip içerik analizine tabii tutulmuştur. Elde edilen bulgulara göre toplumsal cinsiyetin üniversite eğitiminde temsili kadınları odak alan bir bakışla özdeşleşirken LGBTİ-Q hakkında konuşulmaya başlanan içerikleri de kapsamaktadır. Çalışma neticesinde, toplumsal cinsiyet derslerinin belirli kalıplar üzerinde sınırlandırılmaması ve jenerasyonları tek tipleştirici içeriklerle ele alınmaması adına; güncel müfredatların belli periyotlarda yenilenmesi ve ilgili derslerin bu alana özgü akademik ilgisi olan akademisyenler tarafından verilmesi önerileri getirilmiştir.
Amaç: Bu çalışmanın amacı, Multiple Skleroz (MS) tanısı alan bireylerin sosyal destek mekanizmaları ile bireylerin hastalığından dolayı yaşadığı psikolojik sorunlar, hastalıkla birlikte meydana gelen psikiyatrik semptomların incelenmesi olup; tanımlayıcı çalışma olarak planlanmıştır. Gereç ve Yöntemler: Nicel bir araştırma olan çalışmada, amaçsal örnekleme ile belirlenmiş 410 MS tanısı alan bireye ulaşılmıştır. Araştırmada veri toplama aracı olarak, demografik bilgi formu ile sosyal desteği incelemek için Çok Boyutlu Algılanan Sosyal Destek Ölçeği, psikiyatrik semptomları incelemek içinse, Psikolojik Belirti Tarama Listesi (SCL-90-R) kullanılmıştır. Bulgular: Bu çalışmada, MS tanısı alan bireylerin sosyal destek mekanizmaları ve psikiyatrik semptomları bazı değişkenlere göre incelenmiş olup; araştırma bulgularına göre; araştırmaya katılan hastaların, %77.1’i kadın, %37.8’i 30 yaş ve altında, %60.7’si evli, %58.5’i üniversite mezunu, %46.3’ü 1-5 yıldır MS hastası, %78.0’i atak ve iyileşmelerle giden MS (RRMS) tipi olduğu sonucuna varılmıştır. Çok boyutlu algılanan sosyal destek ölçeğinde; MS’den dolayı psikolojik sorun yaşamamış olanların, sosyal desteğinin daha yüksek olduğu; eğitim durumu arttıkça sosyal desteğin de arttığı; hastalığa uyum sağlayanların daha fazla sosyal destek aldığı sonucuna ulaşılmıştır. Araştırmaya katılan MS hastalarının, Psikolojik Belirti Tarama Listesi, Genel Semptom Düzeyine göre psikopatolojik durumu olan bireylerin oranı %60.7’dir. Sonuç: Çok boyutlu algılanan sosyal destek ölçeğinin üç alt boyutuyla (aile, özel bir insan ve arkadaş) MS tanısı alan bireylerde meydana gelmiş ya da gelebilecek psikiyatrik semptomlar (somatik, psikotik, anksiyete, depresyon, obsesif-kompulsif gibi) arasında negatif yönlü anlamlı bir ilişki saptanmıştır. Bu bireylerin mikro, mezzo ve makro düzeyde aldıkları sosyal destek arttıkça psikiyatrik semptomlarda azalma olduğu görülmüştür. Araştırma bulgularının tıbbi sosyal hizmet literatürüne katkı sağlayacağı düşünülmüştür.
Son yıllarda anonim şirketlerin sermaye artırımında, paysahibinin sermaye borcunun şirketten olan muaccel alacağıyla takas edilmesinin, sıkça rastlanan bir ödeme yöntemi olarak ortaya çıktığı görülmektedir. Şirkete karşı bir alacak mahsup edilerek sermaye artırımının yapılıp yapılamayacağı sorusu, pratikteki birçok sorun nedeniyle öğretide tartışmalara yol açmıştır. TTK’da sermaye artırımının düzenlendiği 456. maddede, mehaz İsvBK m. 650 hükmündeki gibi, kuruluşa ilişkin 343. maddeye atıf yapılmamış olması nedeniyle, mahkemelerin ortak sermaye artırımında alacağının varlığı ve geçerliliğinin bilirkişi tarafından bir raporla tespit edilme başvurularını reddedilmesi üzerine, sorunun çözümü hakkında İç Ticaret Genel Müdürlüğü tarafından hazırlanan 15.07.2013 tarihli Bakanlık görüşünde, söz konusu raporun şirketin atayacağı bir mali müşavirin veya şirketin bağımsız denetçisinin düzenleyebileceği belirtilmiştir. Ancak bu raporda paysahibinin alacağının varlığı ve geçerliliğini nasıl tespit edileceği belirsiz olduğundan, şirket sermayesinin tam olarak karşılanmaması riski söz konusu olabilecektir. Dolayısıyla bu incelemede, pay sahibinin sermaye borcuna mahsup edildiği şirkete karşı olan talebinin geçerliliği, Türk Ticaret Kanunu'nun ilgili hükümleri ve vergi kanunları hükümleri dikkate alınarak tespit edilmeye çalışılmıştır. Ayrıca, konuyla ilgili İsviçre hukukunda son yasal düzenlemelerde yapılan değişiklikler de incelenmiştir.
Avrupa Birliği (AB) müktesebatında (acquis communautaire) ceza ve ceza muhakemesi hukuku sahasında, daha önceki Avrupa Birliği Antlaşmalarından farklı olarak 2009 yılında yürürlüğe giren Lizbon Anlaşması’ndan itibaren önemli gelişmeler meydana gelmiştir. Lizbon Antlaşması ile ceza muhakemesi hukukunda uyumlaştırma faaliyetleri özellikle sanık ve mağdur hakları konusunda gerçekleştirmiştir. Bu alana öncelik verilmesinin nedeni, karşılıklı tanıma ilkesinin hayata geçirilebilmesi için üye devletler arasındaki güvenin güçlendirilmesi ihtiyacıdır. Bu bağlamda, Lizbon Anlaşması m. 82 hükmünde tanınan yetkiye dayanılarak ceza muhakemesinde uyumlaştırma amacıyla bir dizi Direktif kabul edilmiştir. Bu direktifler, tercüman yardımından yararlanma, bilgi edinme, avukat yardımından yararlanma hakkı ve masumiyet karinesine ilişkindir. Mağdur hakları ve çocuk yargılaması konusunda da birer Direktif kabul edilmiştir. Çalışmada direktiflerle getirilen düzenlemeler incelenerek, AB’nin ceza muhakemesi alanındaki işbirliğinden ulusal-üstü bir modele geçiş süreci değerlendirilmektedir.
Hardaliye is a traditional beverage produced by fermenting red grapes with mustard seeds and sour cherry leaves in the Thrace region of Turkey. There are few studies that have determined the microorganisms responsible for hardaliye fermentation, and these are limited to lactic acid bacteria (LAB) using culture-dependent techniques. The aim of this study was to determine the bacterial dynamics of hardaliye fermentation using a culture-independent approach, high-throughput sequencing of 16S rRNA amplicons. Hardaliye was produced using the traditional method, and samples were taken and analyzed on days 0, 2, 4, 6, and 10 of fermentation. During the fermentation period, pH decreased from 3.65 to 3.23. Amplicon sequencing showed that bacterial diversity was highest at 2 d, and lowest at 10 d, the final day. Although Enterobacteriaceae was the most dominant family at 0 and 2 d, Acetobacteriaceae, specifically Gluconobacter frateurii, became dominant with ~50% relative abundance at 4 d, and increased its abundance to >98% at 6 and 10 d. Although a slight increase in the relative abundance of ~1% (0 d) to ~5% (4 d) was observed in LAB, their presence was limited. This study showed that acetic acid bacteria should not be overlooked in hardaliye fermentation.
The aim of this study is to examine why individuals who watch pornographic content watch pornography and to explore the motivations underlying their watching behavior. The research was conducted based on phenomenological design which is one of the qualitative research methods. The research was determined by having semi-structured interviews with 8 participants (6 males and 2 females) who engage in problematic consumption of pornographic content and by purposive sampling method. In the study, researchers used a Personal Information Form and a semi-structured interview form as data collection tools. Semi-structured interview questions were posed to participants through online video conferencing using the “Zoom” program, and the responses given by the participants were recorded. These recordings were analyzed using the content analysis method. The data analyses of individuals who watch pornographic content were grouped under six themes named (1) watching motivations, (2) watching outcomes, (3) perspectives on content, (4) effects of content, (5) knowledge and (6) different pursuits. The study results indicate that curiosity and information-seeking, traumatic family life, role models and lack of social skills, emotional avoidance, stress, and boredom constitute the motivations for watching pornographic content. The participants were observed to report experiencing intense feelings of guilt, shame, and regret after watching pornographic content, and to have difficulties with adaptation to the work, school, or social environment in daily life. The research is thought to contribute to both experts and individuals interested in the research on providing psychological support for problematic consumption of pornographic content in the matter of deciding on which information can be used.
Kur’ân evrensel ve kıyamete kadar geçerliği devam edecek, Hz. Muhammed’e (s.a.v) Arap dili ile nazil olmuş ilahi bir kitaptır. Kur’ân’nın mesajın anlaşılmasına yönelik olarak onu ilk tefsîr eden kişi Hz. Peygamber’dir. Kur’ân’ı anlama ve yorumlama gayreti onunla başlamış ve ondan sonra ashaba ve tabiûna, onlardan da yaşadığımız zamana kadar devam etmiştir. Kur’ân’ın anlaşılması üzerine ilimler derli toplu bir şekilde tasnif edilerek ve alt dallara bölünerek gelişmiştir. Bu bakımdan Ulûmü’l-Kur’ân ilminin doğru bir yöntem takip ederek Kur’ân’ın nüzûlü, vahyin korunmuşluğu, tedvîni, cem‘i, istinsâhı (çoğaltılması), okunuş kaideleri, ezberlenmesi, yazıya aktarılması, anlam, yorum, üslubu ve Arap dilinin incelikleri gibi çeşitli meseleleri bir araya getirdiği anlaşılmaktadır. Kur’ân ilimlerinin konusu Mekkî- Medeni âyetler, sebeb-i nüzul, nâsih ile mensûh, muhkem ile müteşâbih, vücûh ile nezâir, mücmel ile mufassal ve hakikat ile mecâz anlam gibi Kur’ân ile alakalı olarak bilinmesi gereken pek çok hususlardan oluşmaktadır. Kur’ân ilimleriyle alakalı olarak oldukça fazla sayıda eserin telif edilmiş olduğu ve çağımızda bu alanla ilgili yapılan çalışmaların devam ettiği görülmektedir. Bu çalışmaların her biri kendisine ait birtakım özelliklere sahiptir. Bununla birlikte konuları ve amaçları Kur’ân’ın doğru anlaşılması olsa da yöntemlerinde farklılıklar gösterdikleri bilinen bir gerçektir. Yöntem farklılığı birçok ilim dalı ortaya çıkarmıştır. Ulûmü’l-Kur’ân veya Tefsir eserlerinin muhtevasının çoğunlukla Rasülüllâh’ın (s.a.v) yaşadığı döneme dayandığı anlaşılmaktadır. Özellikle “tefsîr usûlü” ile “Ulûmu’l-Kur’ân” birbirleri ile uyum içinde olduğu gibi her ikisi birbirinin yerine kullanılmaktadır. Diğer taraftan Ulûmü’l-Kur’ân alanında günümüzde yapılan çalışmalar genellikle amaç, içerik ve kapsam bakımından klasik eserlerin ekseninde devam edip yöntemleri takip edilerek kaleme alınmışlardır. Ulûmü’l-Kur’ân sahasında dokuzuncu yüzyılda Suyûtî’nin el-İtkân fî Ulûmi’l-Kur’ân ve on ikinci yüzyılda İbn Akîle’nin ez-Ziyâde ve’l-İhsân fî Ulûmi’l-Kur’ân Kur’ân ilimleri sahasında ansiklopedik tarzda yazılmış iki klasik eserdir. Bu makalede İbn Akîle’nin Suyûti’nin el-İtkân’ı üzerine yazmış olduğu ez-Ziyâde ve’l-İhsân fî Ulûmi’l-Kur’ân eserindeki bölümlerin değerlendirmesi yapılmıştır. Seksen bölümden oluşan el-İtkân Ulûmi’l-Kur’ân alanında usul açısından kaynak eser olmasının yanı sıra somut örnek üzerinden Kur’ân’ı açıklayan farklı bir yöntem getirmiş bir eserdir. Bu itibarla gerek bölümlerin kurgulanışı gerekse de tefsir, hadis ve rivayet yöntemlerini ele alama biçimi oldukça kapsamlıdır. Aynı yöntem ve usulü takip eden İbn Akîle ise ez-Ziyâde ve’l-İhsân’da el-İtkân’da incelenen konulara yeni bölümler ekleyerek bölüm sayını genişletmiştir. Makalemiz kapsamında yapılan incelemede İbn Akîle’nin aslında el-İtkân’da yer alan bazı konuları çok dikkat etmeden tekrar eklediği tespiti yapılmıştır. Yeni konular hakkındaki yanılgıları ve sebepleri makalemizde iki farklı bölümde açıklanmıştır. İbn Akile’nin yanılgısının olup olmadığını kapsamlı değerlendirmek için karşılaştırmalı bir yöntem takip edilmiştir. Örneğin “ilmü vahyi’l-kur’ân ve hakîkatü’l-vahyi”, “İlmü Evvelü Men Nezele bi’l-Kur’ân” ve “İlmü Zâhir ve’l-Bâtın ve’l- Haddi ve’l-Muttali li Külli Âyeti’m-mine’l-Kur’ân” gibi bölümlerde aslında el-İtkân’da olmasına rağmen İbn Akîle bunları dikkate almadan Suyûti’nin bunları zikretmediğini söylemiştir. İbn Akîle “İlmü Târihi’l-Enbiyâi’l-Mezkûrîne fi’l-Kur’ân” gibi el-İtkân’da tek bir başlık altında zikredilen bazı bölümleri de yok kabul ederek iki ayrı başlıkta incelemiştir. Bazı konuların işlendiği bölümler yanlış numaralandırılmıştır. Yaptığımız çalışma gerek el-İtkân ve gerekse de ez-Ziyâde ve’l-İhsân konusunda araştırma yapan araştırmacılara önemli bilgiler ve yöntem sunmaktadır. Bu yöntem Ulûmu’l-Kur’ân sahasındaki kaynak eserlerin gelişme sürecine ışık tutmaktadır. Geçmiş veya yakın dönemde yazılmış Ulûmu’l-Kur’ân ve tefsir usulü alanındaki eserlerinin de aynı yöntem takip edilerek mukayeseli bir şekilde incelenmesi bir yeni ilmi değerlendirmeye fırsat verecektir.
Bu araştırmanın amacı, öğretmen liderliği ile öğretmenlerin okul imajı algıları arasındaki ilişkinin incelenmesidir. Araştırma nicel araştırma yöntemlerinden ilişkisel tarama modeli kullanılarak yapılmıştır. Araştırmanın çalışma grubu 2021-2022 eğitim öğretim yılı İstanbul ili Kartal ilçesinde Millî Eğitim Bakanlığına bağlı görev yapmakta olan, kolay ulaşılabilir örnekleme yöntemi kullanılarak seçilen 473 öğretmenden oluşmaktadır. Verilerin toplanmasında Demografik Bilgi Formu, Okul İmajı Ölçeği ve Öğretmen Liderliği Ölçeği kullanılmıştır. Araştırma sonucunda öğretmenlerin okul imajı ve öğretmen liderliği algılarının yüksek düzeyde olduğu bulunmuştur. Öğretmenlerin okul imajı algısının cinsiyete, görev yaptığı okul türüne ve bilimsel yayınları takip etme sıklığına göre anlamlı olarak farklılaştığı; medeni durum, yaş, eğitim durumu, kıdem, aynı okuldaki görev süresi ve mesleki eğitimlere katılma sıklığına göre anlamlı olarak farklılaşmadığı bulunmuştur. Öğretmenlerin öğretmen liderliği düzeyi, mesleki eğitimlere katılma sıklığı ve bilimsel yayınları takip etme değişkenlerine göre anlamlı olarak farklılaşırken; cinsiyet, medeni durum, eğitim durumu, yaş, okul türü, mesleki kıdem ve aynı okuldaki görev süresi değişkenlerine göre anlamlı olarak farklılaşmamaktadır. Öğretmenler tarafından algılanan okul imajı ve okul liderliği arasında orta düzeyde ve pozitif anlamlı bir ilişki bulunmuştur. Öğretmenler tarafından algılanan okul imajı öğretmen liderliğini pozitif ve anlamlı düzeyde etkilemektedir. Araştırma sonuçları tartışılmış, araştırmacı ve uygulayıcılara önerilerde bulunulmuştur.
Okul müdürlerinin okulda görev yapmakta olan personele ve ilişkili olunan personele ilişkin ötekileştirme davranışlarının belirlenebilmesi eğitim ve okul yönetimi açısından alana önemli katkı sağlayabilir. Bu gerekçeler doğrultusunda bu çalışmanın amacı, okul müdürlerinin ötekileştirme davranışlarını ölçmeye yarayan geçerli ve güvenilir bir ölçme aracı geliştirmektir. 52 maddeden oluşan taslak ölçek Batman ilinde, 2020-2021 eğitim öğretim yılında görev yapan 475 öğretmen ile gerçekleştirilmiştir. Yapı geçerliği için Açımlayıcı Faktör Analizi (AFA) ve yapının doğrulanması için Doğrulayıcı Faktör Analizi (DFA) aynı veri ile yapılmıştır. Açımlayıcı faktör analizine göre ölçek, öz değeri birden büyük beş alt boyuttan oluşmaktadır. Toplam varyansın %68,445’ini açıklamaktadır. Doğrulayıcı faktör analizi sonuçlarına göre Ki-kare değeri kabul edilebilir, AGFI kabul edilebilir düzeydedir. GFI (iyilik uyum indeksi) kabul edilebilir, NFI kabul edilebilir, IFI kabul edilebilir ve RMR mükemmel uyum düzeyindedir. Modelin RMSEA değeri de kabul edilebilir düzeydedir. Bu sonuçlara göre, ölçeğin geçerli ve güvenilir bir ölçme aracı olduğunu söylenebilir.
It is observed that financing revenue generating awqaf projects to serve socio-economic development purposes requires considerations and provides opportunities that are different from those of typical development finance. Notably, the positive impact of these projects fully depends on their ability to generate revenue utilizable for social purposes, requiring minimization of the debt burden on such projects. Furthermore, the nature of awqaf projects provides an excellent avenue to attract legacy-conscious donors, looking for long-term impact. In light of these observations, the pertinent question that arises is: what is the impact of using Islamic blended financing to support revenue generating awqaf projects? The literature has been silent on this issue. The present study examines the extent to which this type of financing increases the positive impact of developing awqaf projects and how blending the various Islamic commercial contracts (mainly exchange and sharing contracts with contributory contracts) decreases the net financing burden and makes awqaf financing more concessional. The study is based on a qualitative review of two case studies from the Islamic Development Bank’s Awqaf Properties Investment Fund (APIF). This review leads to various policy recommendations that can be adopted by relevant stakeholders to enhance the impact of developing awqaf properties.
23 Kasım 1944’te yayın hayatına başlayan Yaratış, on beş günde bir yayımlanan İstanbul merkezli bir fikir, sanat ve edebiyat dergisidir. Derginin sahibi ve kurucusu Mürsel Kalyoncu, neşriyat müdürü Kenan Kutay, idare ve yazı işleri sorumlusu ise Salâhattin Hakkı Esatoğlu’dur. Yayın takvimindeki birtakım aksamalarla birlikte derginin dokuzuncu ve son sayısı 1 Mart 1946’da yayımlanabilmiştir. Böylelikle Yaratış’ın 1944-1946 arasına yayılan yaklaşık bir buçuk yıllık bir ömrü olmuştur. Dergide şiir başta olmak üzere hikâye, eleştiri, röportaj gibi edebiyatın hemen her türünden esere yer verilmiştir. Yaratış, dokuz sayılık ömrü boyunca 100’ün üstünde farklı imzaya yer vermesi dolayısıyla zengin bir yazar ve şair kadrosuna sahiptir. Makalenin amacı dergi hakkında genel bilgiler vermek, dergideki edebî ve kültürel faaliyetleri ortaya koymaktır. Ayrıca derginin sistematik indeksi hazırlanmış, araştırmacılara derginin muhtevasının eksiksiz bir şekilde sunulması hedeflenmiştir.
Bu araştırmada benlik saygısı ile ilişki bağımlılığı arasındaki ilişkide affetmenin çoklu aracılığı incelenmiştir. Araştırmanın katılımcıları 325’si kadın (% 65), 175’i erkek (%35) olmak üzere 520 kişiden oluşmaktadır. Araştırmada iki boyutlu benlik saygısı , affetme ve ilişki bağımlılığı ölçekleri kullanılmıştır. Bu araştırmada, bireylerin benlik alt ölçek puanları ile ilişki bağımlılığı arasındaki ilişkide affetme alt ölçek puanlarının aracılık rolü incelenmiştir. Araştırma ilişkisel tarama modeli ile gerçekleştirilmiştir. Yapısal eşitlik modeli yardımıyla değişkenler arasındaki nedensel ilişkiler saptanmaya çalışılmıştır Araştırma bulgularına göre kendini sevme ve öz yeterlilik ilişki bağımlılığını negatif yönde anlamlı bir şekilde yordamaktadır. Kendini sevme kendini affetmeyi pozitif yönde, başkalarını ve durumu affetmeyi negatif yönde anlamlı bir şekilde yordamaktadır. Öz yeterlilik ise kendini, başkalarını ve durumu affetmeyi pozitif yönde anlamlı bir şekilde yordamaktadır. Kendini sevme ve öz yeterliliğin ilişki bağımlılığı üzerindeki doğrudan etkileri anlamlıdır. Bununla birlikte kendini affetme, başkasını affetme ve durumu affetme aracı değişkenleri modele dahil edildiğinde bu ilişki anlamsızlaşmaktadır. Bu durum kendini affetme, başkasını affetme ve durumu affetmenin tam aracı rolünde olduğunu ortaya koymaktadır. Sonuç olarak ilişki bağımlılığının önlenmesinde benlik saygısının yükseltilmesinin ve bireylerde affetme becerilerinin kazandırılmasının oldukça önemli olduğu görülmektedir.
Faizsiz finans kuruluşlarının likidite yönetimlerinde önemli bir rol oynayan sukuk türlerinin ikincil piyasada işlem görebilme kabiliyeti bu kuruluşlar için hayati önem taşımaktadır. Sukuk sertifikalarının ikincil piyasalarda işlem görebilmesi için sukukun borca dayalı değil varlığa dayalı olarak ihraç edilmiş olması gerekir. İslami Finans Kuruluşları için Muhasebe ve Denetim Kurumu (AAOIFI), sukuk hakkında bir standart yayınlamış olup, bu standardın açıkça anlaşılması, sukuk ihraç eden ve likidite yönetiminde kullanan faizsiz finansal kurumlar için oldukça önemlidir. Bunun nedeni, borç satışının fıkhen yasak olması nedeniyle bu finansal kuruluşların bazı sukuk sertifikalarını ikincil piyasada alıp satmamaları ve likidite yönetiminde kullanmamaları gerekliliğidir. Makalenin yazılma amacı; çeşitli ülkelerin devlet kurumlarının ihraç ettikleri sukuk türlerini araştırarak, bu sukuk türlerinin AAOIFI sukuk standardına ve borç satışı (bay’al-dayn) yasağına göre ikincil piyasada alınıp satılmaya uygun olup olmadıklarını tespit etmektir. Makalede bu sukuk türlerinden bazılarının fıkhi açıdan ikincil piyasaya uygun olmadıkları halde likidite yönetimi amacıyla piyasaya sürüldükleri belirlenmiştir.
Açık ekonomilerde dış ticaret ve enflasyon arasındaki ilişki Keynesyen talep fonksiyonunda ihracattaki artışın yurtiçi gelirleri ve dolayısıyla toplam talebi artırıp fiyatların yükselmesine, ithalattaki artışın ise milli gelirin bir kısmının yurt dışına çıkmasına neden olarak toplam talebi azaltacağı ve enflasyonu düşüreceği şeklinde formüle edilmiştir. Türkiye'de dış ticaret ve enflasyon arasındaki ilişkiyi analiz eden geniş bir literatür olmasına rağmen, bildiğimiz kadarıyla bu çalışma iki değişken arasındaki ilişkiyi 1969q1-2022q4 dönemi için ARDL modelini kullanarak sektörel bazda inceleyen ilk çalışmadır. Yapılan analiz sonucunda kısa dönemde toplam ihracatın tüketici fiyatları üzerinde negatif ve anlamlı, toplam ithalatın ise pozitif ve anlamlı etki ettiği tespit edilmiştir. Elde edilen bulgulara göre sektörel ithalat ve ihracatların enflasyon üzerinde etkileri farklılık arz etmekte, bu etkiler kısa ve uzun dönemde de ayrışmaktadır. Özellikle, tekstil ürünleri ithalat ve ihracatlarının hem kısa hem de uzun dönemde yurtiçi fiyatlara pozitif ve anlamlı etki ettiği görülmüştür. Ayrıca üç sektör ithalatlarının da (elektrik, gaz ve su, ormancılık ve tomrukçuluk ve başka yerde sınıflandırılmamış makine ve teçhizat) kısa ve uzun dönemde yurtiçi fiyatlara pozitif ve anlamlı etki ettiği tespit edilmiştir.

/ 37
2 / 37