244 sonuç

Tarama Sonuç Kümeleri
Tümünü Listeye Ekle
Elektrikli skuterlerin son yıllarda dünyada en sık kullanılan mikromobilite araçlarından biri olması, kentsel alanda kullanımı kapsamında uygun mevzuat arayışını beraberinde getirmiştir. Her geçen gün artan araç sahipliliğinin doğurduğu hava kirliliği doğayı hızla tahrip ederken büyük kentlerde korkunç bir trafik problemini doğurmuştur. Bu ve diğer sebepler kentli için mikromobilite araçlarını cazip kılmıştır. Günümüzde skutere yatırım yapan şirketlerin politikaları, cep uygulamalarla sunmuş oldukları kolaylıklar, paylaşımlı e-skuterlerin hızlı erişim imkânı sunması, ulaşılabilir olması, ucuz ve farklı yapılara sahip yollarda (araç, bisiklet, kaldırım vs.) kullanılma imkânı sunması skuteri en çok tercih edilen mikromobilite aracı konumuna taşımıştır. Skuterlerin elektronik yapıları akıllı ulaşım sistemlerinin gelecekteki en büyük hedeflerinden olan türler arası entegrasyon konusunda hızlı hızlı şekilde uyum sağlama imkânı sunmaktadır. Ülkemizde ve dünyanın birçok kentinde bir ulaşım aracı olarak kabul edilen e-skuter için bir takım yasal düzenlemeler geliştirilmiştir. Bu çalışmada Türkiye, Almanya, Japonya, ABD ve Avustralya’daki yasal düzenlemeler incelenmiş ve bir kıyaslama tablosu oluşturulmuştur. Bu araştırmada e-skuterlerin kentsel mekâna dağılımları ve bu yeni ulaşım türünün şehir planlamasındaki yeri üzerine değerlendirmeler yapılmıştır.
Kent içi ulaşım, insanların bir yerden başka bir yere güvenli, hızlı ve emniyetli bir şekilde taşınması açısından önemlidir. Her geçen gün artan nüfus ile birlikte ulaşım talebinin ve araç sayısının artması sonucunda trafik sıkışıklığı, hava ve gürültü kirliliği, trafik kaza sayısının artması gibi problemleri de beraberinde getirmektedir. Bu çalışmada Türkiye’de kent içi ulaşım sorunları konusunda literatür araştırması yapılarak Adana, Bandırma, Bitlis, İzmir, Eskişehir, Isparta ve İstanbul şehirleri incelenmiştir. Büyükşehir belediyelerinde yaşanan sorunların Ankara ile benzer sorunlar içerdiği tespit edilmiştir. Ankara İli’ndeki kent içi ulaşım sorunları incelenerek çözüm önerilerinde bulunulmuştur. Çalışma kapsamında Ankara’da 125 kişi ile anket çalışması yapılmıştır. Anket sonucuna göre, Ankara’da kent içi ulaşımda sorunlar öncelik sırası olmak üzere, %50,4 oranı ile trafik sıkışıklığı ve park etme zorlukları ilk sırada, %18,4 oranı ile toplu taşımanın yetersizliği ikinci sırada, %7,2 oranı ile yolculuk süresinin uzun sürmesi üçüncü sırada, %5,6 oranı ile planlama sorunları dördüncü sırada, %4,8 oranı ile ulaşım altyapı sorunları ve yetersizliği beşinci sırada, % 3,2 oranı ile finansman sorunları altıncı sırada, %2,4 oranı ile toplu taşımanın konforsuz ve güvensiz olması ise yedinci sırada yer almaktadır. Ankara’da kent içi ulaşım sorunlarına çözüm önerisi öncelik sırasına göre birinci sırada %22,4 oranı ile kişisel hareketlilik için bisiklet yollarını ve kullanımının artırılması, %19,2 oranı ile toplu ulaşımın daha cazip hale getirilmesi ikinci sırada, %14,4 oranı ile kent içi ulaşımda entegrasyon ve koordinasyonun sağlanması üçüncü sırada, %12,0 oranı ile sürdürülebilir ulaşım ana planının yapılması dördüncü sırada, %6,4 oranı ile tek tip bilet sistemini (elektronik bilet sistemi) otobüs, minibüs, taksi ve raylı sistemler tümünde uygulanması beşinci sırada, %4,8 oranı ile park yerlerinin artırılması ise altıncı sırada yer almaktadır. Kent içi ulaşımda sorunlara çözüm önerileri; otomobil kullanımını caydırıcı önlemler alınması, ulaşım türlerinde koordinasyon ve entegrasyon sağlanması, toplu ulaşımın daha cazip hale getirilmesi için politikalar geliştirilmesi, ulaşımın çok yönlü yapısı dikkate alınarak planlar yapılması şeklinde sıralanabilir.
Faz açısı (FA), hem yumuşak doku kütlesinin miktarındaki hem de kalitesindeki değişiklikleri ifade eder. Bu çalışmanın amacı, akut yüksek şiddette kesintili egzersizin menstrual döngü (MD) ve sirkadiyen ritme (SR) göre biyoelektrik impedans yöntemi (BIA) ile ölçülen FA üzerine etkisini incelemektir. Düzenli menstrual döngüye sahip (menstruasyon gün: 28.7 ± 2.05 gün) 10 gönüllü kadının (yaş = 21.4 ± 2.7 yıl) menstrual döngünün midfoliküler (7–9. günler) ve luteal (21–23. günler) fazlarında sabah (08:30–10:00) ve akşam (18:00–19:00) bisiklet ergometresinde 5x6 saniye tekrarlı sprint testinden önce ve hemen sonra (1. dakika), 10. ve 20. dakikalarda elden ayağa BIA’dan “arktanjant(Reaktans/Rezistans) x (180/π)” formülü kullanılarak FA belirlenmiştir. Biyolojik döngüler ve akut egzersizin FA üzerine etkisi için 2 x 2 x 4 (menstrual faz x günün zamanı x egzersiz) Tekrarlı ölçümlerde çok yönlü varyans analizi kullanılmıştır. MD’nin ve SR’nin BIA ile ölçülen FA üzerine etkisi anlamlı bulunmamıştır (sırasıyla p=0.095; η2=0.279, p=0.373; η2=0.089). Akut yüksek şiddette egzersizin de FA üzerine etkisi anlamlı değildir (p=0.457; η2=0.090). Benzer şekilde MD x SR (p=0.188;η2=0.184), MD x egzersiz (p=0. 889; η2=0.023), SR x egzersiz (p= 0.351; η 2 = 0.112), MD x SR x egzersiz (p= 0.048; η2 = 0.251) etkileşimleri de anlamlı değildir. Bu çalışmanın bulguları, kadınlarda BIA ile ölçülen faz açısının menstrual döngü ve sirkadiyen ritim ile kombine akut yüksek şiddetteki egzersizden etkilenmediğini göstermiştir. Ek olarak etkileşim istatistiklerinin anlamlı olmaması da faz açısında meydana gelen değişimlerin benzer olduğunu gösterir. Bu bulgular, kadınlarda yumuşak doku kütlesinin miktar ve kalitesindeki değişiklikler belirlenirken, biyolojik döngülerin ve akut yüksek şiddette egzersizin kısıtlayıcı etkisinin olmadığını göstermektedir.
In this research, it was aim to investigate the clothing comfort properties of knitted fabrics intended for summer cycling sportswear. Five different fiber types and five different knitted structures commonly used in cycling sportwear were selected and totally 25 fabrics were manufactured by using a seamless circular knitting machine namely Santoni SM8-TOP2V in a controlled manner. To assess the impact of material type and knitted structures on clothing comfort properties, mass per unit area, thickness, air permeability, thermal conductivity, thermal resistance, overall moisture management capability and relative vapour permeability tests were conducted. The statistical significance of variations in the obtained results was evaluated using the analysis of variance (ANOVA) method. In conclusion, the most suitable material and knitted structure have been recommended for summer upper body cycling clothing.
Ulaştırma, ülke ekonomisi ve toplumun refah düzeyi üzerinde etkilidir. Bunun alt kümesi olan hareketlilik ise insanların dilediği gibi seyahat edebilmesi, yaşam kalitesini artırması ve ülke iç pazarının ticaret hacmi üzerinde etkili olmaktadır. Gelecek yıllarda Dünya üzerindeki petrol kaynaklarının azalmasıyla petrol fiyatlarında artışların yaşanması beklenmekte olup, bunun da mikro hareketlilik araç ve teknolojilerine olan ihtiyaç ve talebi daha da artıracağı aşikârdır. Bu çalışmada, 21. yüzyılda kentsel nüfusun artması, insanların tekil ulaşım araçlarına rağbet göstermesi ve sürdürülebilir enerji kaynaklı yakıt teknolojilerinin gelişimi ile birlikte, elektrikli araçların popüler hale geldiği gerçeğine ulaşılmıştır. Bu kapsamda; mikro hareketlilik unsurlarının gelişimi, ulusal ve uluslararası düzeyde kullanımı, altyapı ihtiyacı ve eksikliklerinin tespit edilerek ortaya konulması için geniş katılımlı bir anket çalışması yapılmış ve Türkiye’nin önde gelen paylaşımlı skuter sistemlerinden birinin kurucusu ile röportaj gerçekleştirilmiştir. Farklı eğitim, yaş, sosyo-kültürel düzeylere sahip katılımcılar ile firma yetkililerinin görüş ve talepleri doğrultusunda; mikro hareketlilik ulaşım araçları için öncelikle ulusal düzeyde farkındalığın oluşturulması ve halkın bu araçların temin ile kullanımı konusunda bilgilendirilmesi gerektiği tespit edilmiştir. Mevcut kullanımla ilgili olarak ise; mikro hareketlilik araçlarına ayrılan yol ağının genişletilmesi, güvenlik amaçlı ekipmanların kolay temin edilebilir olması ve zorunlu hale getirilmesi gerektiği tespit edilmiştir. Ayrıca desteklerin arttırılarak bireysel veya paylaşımlı mikro hareketlilik araçlarının daha uygun fiyatla arz edilmesi ve şarj istasyonları ile park alanlarının yaygınlaştırılmasına ihtiyaç duyulduğu sonucuna ulaşılmıştır.
Bu çalışmanın ana amacı; sporcu ve sedanter bireylerde Wingate anaerobik güç testi (WAnT) performansının beş saniyelik segmentler ekseninde incelenmesidir. Çalışmanın ikincil amacı ise fiziksel özellikler ile WAnT performansı arasındaki ilişkiyi ortaya koymaktır. Çalışmaya iyi antrene durumdaki 13 erkek sporcu (Ort. yaş: 23,31 ± 2,06 yıl) ve 13 sağlıklı sedanter (Ort. yaş: 22,84 ± 1,99 yıl) gönüllü olarak katılmıştır. Öncelikle katılımcıların demografik ve antropometrik ölçüm aşaması tamamlanmıştır. Daha sonra katılımcılar, tek seanslık laboratuvar ölçümünde bir bisiklet ergometresi (Monark Wingate Ergometer model 834E) aracılığıyla 30 saniyelik WAnT (WAnT-30) protokolünü tamamlamıştır. Test yükü, vücut ağırlığının %7,5’i olarak belirlenmiştir. Test sonucunda ergometre yazılımından elde edilen WAnT-30 zirve güç (ZG) ve toplam altı segmentten oluşan beş saniyelik ortalama güç (OG) çıktıları kaydedilmiştir. Sporcular, WAnT-30 ZG ve tüm beş saniyelik segmentlere ait OG çıktılarında sedanterlere göre daha yüksek değerlere sahipti (p<0,001). Sporcularda WAnT-30 ZG değeri ile tüm beş saniyelik OG çıktıları arasında pozitif ilişki olduğu belirlenirken (p<0,05; r = 0,594- 0,970), sedanterlerde ise bu ilişki 3. segmentten sonra kaybolmuştur. Basit doğrusal regresyon sonuçlarına göre sporcularda boy uzunluğu ve vücut ağırlığı, WAnT-30 performansının en iyi belirteçleri olarak tespit edilmiştir (R2 = 0,362- 0,689 ve R2 = 0,457- 0,590 sırasıyla). Sonuç olarak, sporcuların WAnT-30’a ait tüm segmentlerde sedanter bireylere göre daha yüksek güç çıktısına sahip olduğu belirlenmiştir. Ayrıca sporcularda tam eforlu bir anaerobik performansın fiziksel özelliklerden etkilenebileceği görülmüştür. Sonraki çalışmalarda spesifik spor dallarından katılımcılarda farklı segment aralıkları kullanılarak anaerobik performansın gelişmiş bir değerlendirmesi yapılabilir.
In this paper, the high-performance electric motor is designed for electrified bikes. High power density at low speeds is one of the challenging steps in e-bikes. Desired features from the electric motor are discussed and the required parameters such as outer diameter, stack length, operating speed, and torque are determined. Then step-by-step design study is executed. Spoke IPM design tips are mentioned and related analyses are performed through finite element analysis. The results show that developed spoke-type IPM in the limited volume can run the bike efficiently and silently which are the signs of successful design.
While people's expectations and needs affect their behavior and preferences, technological developments increase the options they can choose from. One of these areas has been the field of transportation, which has been offering environmentally friendly options such as e-scooters and e-bikes in recent years. These new transportation options, called micromobility, are becoming increasingly popular, especially among young people. In this study, the opinions of university students about micromobility, with an emphasis on e-scooters, were investigated. Using a structured interview method, 10 female and 10 male students studying at a maritime university were asked about their opinions on the use of these vehicles. The results show that students are reluctant to use them mainly because they find the roads unsafe and the rules and regulations inefficient. From the gender point of view, it is revealed that the majority of female students don’t prefer them, especially on quiet roads, because of the harassment they might face. Further research on this topic can be carried out with the participation of more students using different methods.
Aim: Many risk factors have been reported to be responsible for morbidity and mortality in motorcycle and electric bike (e-bike) accidents. This study aims to determine the associations between the demographic features of motorcycle or e-bike riders and clinical outcomes. Material and Methods: This is a retrospective case-control study conducted in an academic emergency department (ED). All adult patients admitted to the ED due to motorcycle or e-bike accidents were included. Results: A total of 358 patients were included in the study. Of the patients, 100 (28.1%) required hospitalization where 58 (16.3%) required surgery. Injuries were related with the upper extremities (15.4%), head and neck (14.8%), and lower extremities (11.2%) in the patients. Nighttime accidents, alcohol use, and lack of protective equipment were related to multiple injuries, need for hospitalization, surgery, blood transfusion, and mortality (p0.05). Conclusion: Nighttime accidents, alcohol or drug use, and lack of protective equipment could lead to multiple injuries, need for hospitalization, surgery, blood transfusion, and mortality. Moreover, the risk of poor outcomes is similar between the motorcycle and e-bike riders.
Son yıllarda bisiklet turizmi, turistlerin özel ilgi kapsamında tercih ettikleri, doğaya saygılı, gelişmekte olan bir turizm faaliyetidir. Sakarya sahip olduğu doğal, tarihi, kültürel değerleri ile önemli bir turizm destinasyonu konumundadır. Sakarya’nın turizm açısından sahip olduğu potansiyeli ve turizm çeşitliliğini ekonomik fayda sağlamak adına bisiklet turizmi alanında da geliştirmesi önemlidir. Bisiklet turizmi aktivitelerinin insan sağlığına olumlu etkilerinin olması nedeniyle, sürdürülebilir turizm faaliyetleri açısından Sakarya için önemli bir fırsat ortaya çıkmaktadır. Ortaya çıkan fırsatın değerlendirilmesi kapsamında çalışmanın amacı Sakarya’nın bisiklet turizmi potansiyelinin belirlenmesi ve bu potansiyelin değerlendirilmesine yönelik çeşitli öneriler oluşturmaktır. Çalışmanın amacı doğrultusunda bisiklet turizmi konusunda literatür incelemesi yapılması, sonrasında veri toplanması planlanmıştır. Çalışmanın verilerinin toplanmasında nitel araştırma yöntemi kullanılmış, araştırmacı tarafından oluşturulan yarı yapılandırılmış soru formları kullanılarak katılımcılar ile yüz yüze görüşmeler gerçekleştirilmiştir. Katılımcılardan elde edilen verilerin analizi sonucunda; Sakarya’nın bisiklet turizminde mevcut durumu ve sahip olduğu potansiyel olmak üzere iki faktör tespit edilmiştir. Sakarya’da bisiklet turizminin mevcut durumu konusunda olumlu durum ve değerlendirmeler olmasının yanı sıra tespit edilen eksiklikler de katılımcılar tarafından belirtilmiştir. Sakarya’nın bisiklet turizmi açısından uygunluğu konusunda, sahip fiziksel olanaklar, bisiklet turizminin gerçekleştirilebileceği bölgeler ortaya çıkarılmıştır. Yapılan araştırma sonucunda Sakarya’nın bisiklet turizmi açısından önemli bir potansiyelinin olduğu tespit edilmiş, potansiyelin değerlendirilmesi açısından yapılan çalışmalar ortaya koyulmuş ve potansiyelin değerlendirilmesi ve geliştirilmesi için görüşlerin alınması gerçekleştirilmiştir. Alınan görüşler ve elde edilen verilerin analizi neticesinde bu konuda araştırma yapacaklara ve bisiklet turizmi paydaşlarına çeşitli öneriler getirilmiştir.
İklim değişikliği ve enerji güvenliği, 21. Yüzyılda metropoliten kentlerdeki ulaşım sektörü için kilit konulardır. Kentler, küresel enerji tüketiminin dörtte üçünden sorumludur ve enerji talepleri özellikle artan trafik üretimi tarafından yönlendirilmektedir. Gelişmekte olan ülkelerde bireysel motorlu araç kullanımı sürekli artmakta, kentleşme eğilimi ve metropol kentlerin büyümesi büyük sorunlar yaratmaktadır. Dünya örneklerindeki gibi Türkiye’de de uzun yıllar boyunca kentsel hareketlilikte motorlu araç ön planda yer almış, dolayısıyla kent ve ulaşım planlama çalışmaları, artan araç hareketliliğinin getirdiği sorunlara çözüm arayışını temel almıştır. Bu modelin yerini yeni kentsel hareketlilik kavramları almış ve dünya çapında hareketlilik odaklı yeniden bir kentsel gelişim ile kamusal alanın araç trafiğinden kurtarılması, kent sakinleri için yaşam alanları yaratmak amaçlanmıştır. Diğer taraftan, Covid-19 pandemisi süreciyle de kentlerde hareketlilik biçimleri açısından insan ilişkileri, çalışma ve eğitim alanında önemli değişikler ortaya çıkmış, toplu ulaşımı esas alan kararlar ile bisiklet ve yaya yolları için düzenlemeler yapılması hedeflenmiştir. Bununla birlikte; pandemi sonrasında sürdürülebilir kentsel hareketliliği teşvik için kent içi motorlu araç trafiği, egzoz gazı salınımı, trafik gürültüsü vb. olumsuzluklardan uzak bir erişilebilirlik ve yaya yürüme mekânlarının fiziki koşullarının iyileştirilmesi önemli önlemler haline gelmiştir. Salgın esnasında, otonom araçlara yönelik tercihlerde artış, özellikle sosyal mesafenin sağlanamaması korkusu nedeniyle toplu taşıma araçlarının kullanımında ise düşüş görülmüş, ancak sürdürülebilir hareketlilik, yaya ulaşımı ve mahalle ölçeğinde erişilebilirliğin önemi anlaşılmıştır. Bu çalışmada; kentsel mekân, hareketlilik, hareketlilikte değişim ve kentsel mekâna etkisi, önemi tekrar vurgulanan sürdürülebilirlik yaklaşımında kalıcı kent içi ulaşım çözümleri ile ilgili literatür araştırılmış, pandemi sürecinde değişen hareketlilik biçimleri, sokakların önemi ve alınan önlemlere ilişkin dünyanın farklı kentlerinden örnekler incelenmiştir. Ayrıca, Büyükada’daki hareketlilik irdelenmiş, kentsel sürdürülebilirlik ilkelerine dayalı kalıcı ve kriz durumlarında dirençli düzenleme önerileri tartışılmıştır.
Küçük veya büyük güçlü elektrikli araçlarda kullanılan kalıcı mıknatıslı fırçasız doğru akım motorlarında, en büyük maliyet kalemlerinden biri kullanılan kalıcı mıknatıslardır. Rotor yapısındaki kutuplarda kalıcı mıknatısların ve çelik malzemenin bir arada kullanıldığı sıralı kutuplu rotor yapısı incelenmiştir. Öncelikli olarak, elektrikli bisiklet için önceden tasarımı yapılan 250W giriş gücüne, 200 rpm anma hızına sahip Kalıcı Mıknatıslı Fırçasız Doğru Akım Motoru (KMFDAM)’nun bazı parametreleri temel alınarak ANSYS RMxprt programında tasarım oluşturulmuştur. Tasarımda sargı tipi olarak, bakır kayıplarının az olduğu, verimin yüksek ve motor imalatının kolay olduğu konsantrik (kesirli) çift kat sargılı yapı kullanılarak analizler gerçekleştirilmiştir. Farklı oluk/kutup sayılarında motor performans verileri ve vuruntu momentleri incelenmiştir. Oluşturulan bu modeller, Rmxprt ve Maxwell 2D programı yardımıyla analizi gerçekleştirilmiştir. Bu motorların, farklı sarım sayıları ve farklı kutup yayı oranlarında 4 farklı oluk/kutup modelinin geleneksel ve sıralı kutup yapıları için dikkate alınmıştır. Ayrıca vuruntu momenti analizleri yapılmıştır. Bu analizler sonucunda geleneksel ve sıralı kutup yapılarında vuruntu momenti en küçük olduğu modeller tespit edilmiştir.
Amaç: Wingate anaerobik güç testi (WAGT) ve dikey sıçrama testleri (DST) elit sporcularda kısa süreli kas gücünü değerlendirmek için yaygın olarak kullanılmaktadır. Ancak dört farklı branştan (voleybol, badminton, halter, tekvando) elit sporcularda WAGT ve DST sonuçlarındaki farklılıklar henüz bilinmemektedir. Bu sebeple bu çalışmada dört farklı branştan elit sporcularda WAGT ve DST sonuçlarının karşılaştırılması amaçlandı. Yöntem: Çalışmaya voleybol (n=16), badminton (n=19), halter (n=16) ve tekvando (n=17) branşlarından elit sporcular dahil edildi. Anaerobik zirve güç, anaerobik ortalama güç ve yorgunluk indeksi değerleri bisiklet ergometresinde (Monark 834 E, İsveç) 30 sn. WAGT ile ölçüldü. Sporcuların fonksiyonel performansları DST ile Optojump Next® cihazı (Microgate, Bolzano, İtalya) kullanılarak değerlendirildi. Bulgular: Vücut ağırlığı ve skuat sıçrama güç değerleri gruplar arasında benzerdi (p>0,05). Voleybol branşındaki sporcularda anaerobik zirve güç (1-β=0,99), anaerobik ortalama güç (1-β=0,89) ve aktif sıçrama güç değerleri; badminton branşındaki sporcularda yaş ve yorgunluk indeksi değerleri ve halter branşındaki sporcularda boy uzunluğu değeri diğer branşlara göre daha düşüktü (p<0,05). Ayrıca halter branşındaki sporcularda vücut kütle indeksi ve yorgunluk indeksi değerleri diğer branşlara göre daha yüksek idi (p<0,05). Sonuç: Voleybol, badminton, halter ve tekvando spor branşlarındaki elit yetişkin sporcuların kısa süreli maksimal anaerobik efora gösterdikleri kassal maksimal güç, dayanıklılık, yorgunluk yanıtı ve fonksiyonel performansları branşlara göre önemli farklılıklar göstermektedir. Elit sporcularda spora özel en iyi performansı elde edebilmek için anaerobik güç ve fonksiyonel performans WAGT ve DST ile düzenli olarak takip edilmelidir.
19. yüzyıl kadınlar tarihinde geri dönülemez mücadelelerin verildiği bir yüzyıldır. Sanayi Devrimi ve modernizmin de etkisiyle yüzyıllardır tek düze ilerleyen kadın yaşamı, bu dönemde çok ciddi değişimlerin içine girmiştir. Kadın, öncelikli olarak çalışma hayatına dâhil olmuş, devamında eğitim hakkıyla birlikte yükseköğrenime katılma mücadelesi vererek bu hakkı elde etmiştir. Kadının yükseköğrenime dâhil olması yavaş ancak etkili şekilde çeşitli spor dallarında faaliyet göstermelerinin kapılarını aralamıştır. Sportif faaliyetlere katılım ise beraberinde kadın giysilerinin de değişimini başlatmıştır. Bu aktiviteler sırasında kadınlar, hareketlerini sınırlandıran giysileri kullanmak yerine erkekle özdeşleşen bir giysi olan pantolonu kendi bedenleriyle buluşturmuşlardır. Bu çalışma, kadınların sportif faaliyetlere katılımlarıyla başlarda kısmen kabul gören pantolonu, bisiklet sporuyla birlikte giysi reformuna dönüştürme süreçlerini ortaya koymayı amaçlayan bir derleme araştırmasıdır. Çalışmada literatür taramasından elde edilen bilgiler doğrultusunda öncelikle 19. yüzyılda kadın giyim-kuşam özellikleri açıklanarak eğitim hakkıyla değişime giren kadın tanıtılmıştır. Devamında, sportif faaliyetlerin spor modası üzerindeki etkileri ortaya konularak bisiklet sporuyla gelen pantolon özgürlüğü ortaya konulmuştur.
Hızla gelişen kentlerde ulaşımın verimli ve sürdürülebilir olması zorunlu hale gelmiştir. Bunu sağlamak için ulaşım olanaklarının arttırılması ve iyileştirilmesi oldukça önemlidir. Sürdürülebilir ulaşımın en yaygın yöntemlerinden olan yürümek ve bisiklet sürmek, çevreci olmalarının yanı sıra birçok alanda da insanlara olumlu etkiler katmaktadır. Bu çalışmada, seçilen bir bölgede yürüyüş ve bisiklet yolları çeşitli kriterlerle değerlendirilerek mevcut durum analizi yapılmıştır. İlk olarak Türkiye'de bisiklet ve yürüyüş yolları ile ilgili yayınlanan yönetmelikler ve raporlar incelenmiştir. Ayrıca, dünya genelinde ve Türkiye'de konu hakkında yapılan akademik çalışmalar değerlendirilerek dünyadaki mevcut durum irdelenmiştir. Uygulama aşamasında, Coğrafi Bilgi Sistemleri (CBS) kullanılarak çalışma alanı için yürünebilir ve bisiklete binilebilir yol güzergahı tasarımı yapılmıştır. Analitik Hiyerarşi Süreci (AHP) metodu kullanılarak, uzman kişilerden alınan anket verileri ile yer seçim analizleri gerçekleştirilmiştir. Elde edilen uygunluk haritalarında en uygun alanlar 5 puan, en az uygun alanlar ise 1 puan ile puanlandırılarak yürünebilirlik ve bisiklete binilebilirlik için en uygun güzergahların mahalle sınırının merkezinde olduğu tespit edilmiştir. Ayrıca, çalışma alanında bisiklet yol güzergahının olmadığı ve yürüyüş yolu için tasarlanan kaldırımlarının yetersiz olduğu belirlenmiştir.
Ulaşım problemi, günümüzde en önemli kent sorunlarından biridir. Akaryakıtla çalışan taşıtların sayısında meydana gelen hızlı artış, havanın kirlenmesi, trafik problemi ve gürültü kirliliği gibi sorunların temelini oluşturmaktadır. Kentlerde yaşam kalitesini düşüren bu problemlerin giderilmesi konusunda bisikletin ulaşımda aktif rol alması önemli bir alternatif olarak görülmektedir. Bu amaçla gelişmiş ülkelerde sürdürülebilir bisiklet yolları yapılmakta ve yalnızca rekreasyon amaçlı değil, aynı zamanda bir ulaşım ağı olarak planlanmaktadır. Dünyada birçok kentte artık bisiklet kullanımı motorlu araç kullanımını geride bırakmışken Türkiye gibi gelişmekte olan ülkelerde bisiklet kullanımı hala çok daha sınırlıdır. Bu çalışmada Elazığ kent merkezi örneğinde bulunan bisiklet yollarının kentsel ulaşım ve yapım tekniği açısından yeterliliği, kamu kurumlarından elde edilen veriler kullanılarak araştırılmıştır. Ayrıca bisiklet yolu plan, proje ve uygulamalarında görev alan uzmanlara yönelik hazırlanan uzman anketi kullanılarak kentsel ulaşımda kullanılabilecek sürdürülebilir ve güvenli bir bisiklet yolu nasıl olmalıdır sorusuna yanıt aranmıştır. Yapılan araştırmalar sonucunda; bisiklet yollarının yapımında uygulama tekniği konusunda eksiklikler olduğu, şehirdeki bisiklet yollarının sürdürülebilir olmadığı ve ulaşımda kullanılamayacağı ortaya çıkmıştır. Bununla birlikte bisiklet kullanıcıları için kentsel ulaşımda da kullanılabilecek yeni yol düzenlemelerinin yapılması gerektiği ortaya çıkmıştır. Bu nedenle çalışmada, Elazığ kentinde bisiklet yollarının planlaması ve uygulaması konularında eksikliklerin giderilmesi amacıyla öneri bisiklet yolu rotası sunulmuştur.
Objective: This paper aims to adapt Gudjonsson suggestibility scale-2 (GSS-2) which is an objective measurement for measuring individuals susceptibility to interrogative suggestibility into Turkish. Methods: GSS-2 scale translated into Turkish and then backtranslated. Then form is applied to 175 participant whose age ranged from 19 to 36. GSS-2 applied to participants by the researchers. In GSS-2 a story regarding to bicycle accident read to the participants. GSS-2 include immediate recall and delayed recall which is after 45 minutes and formal questioning part which include suggestible questions and negative feedback part. Participants answer the questions about the story they heard during the study. Participants also filled the dissociative experiences scale, submissive act scale, and cognitive failure questionnaire for construct validity. Statistical analysis were performed using SPSS 21 and Lisrel 8.80. Results: Results of the descriptive analysis showed that the mean score for accurate information recalled and confabulation after immediate recall is 14.99 and 3.23 respectively. For the delay recalled mean score for the accurate information is found 14.42 and 4.03 for confabulation after delayed recalled. For suggestibility scores mean scores are found to be 5.25 for yield 1 score; 6.66 for yield 2 score; 4.1 for shift score and the mean score for the total suggestibility is 9.35. The cronbach alpha values of the subscales of the scale were calculated 0.713 for yield 1, 0.812 for yield 2, 0.600 for shift score. Confirmatory factor analysis failed that yield 1 factor found to be unidimensional in accordance with the original, however, shift factor did not show unidimensional properties, that some questions did not fit the factor structure.. There was no significant relationship between GSS-2 scores and the other scales determined for construct validity. Conclusion: The results are discussed in comparison with GSS-2 adaptations in different languages. The study results suggest that culture and language factors may be effective in witness memory and suggestibility. There is need for further studies regarding to Turkish form of GSS-2.
Amaç: Maksimal laktat dengesi (MLD), şiddetli egzersiz ala- nının alt sınırını belirleyebilmenin geçerli ve güvenilir bir yöntemidir. Diğer yandan, yakın zamanda ortaya atılan bir teknik, şiddetli egzersiz alanının üst s ınırını belirlemede popüler olmu ştur (the highest inten- sity; IHIGH). Ancak bu yeni tekniğin altında yatan teorik temele dayalı olarak, MLD’yi sorgulayan bir çal ışma yapılmamıştır. Bu çalışmanın amacı, IHIGH belirlemede kullanılan bu yöntemin alt sınıra uygulanması sonucunda elde edilecek egzersiz şiddetinin MLD’yi hangi düzeyde karşılayacağının araştırılmasıydı. Gereç ve Yöntemler: Çalışma, iyi antrene 10 bisiklet sporcusuyla yapıldı. Katılımcılar, tüketici kademeli egzersizlerden sonra bireysel I HIGH düzeylerinin belirlenmesi için bir dizi sabit yüklü tüketici egzersize tabi tutuldu. Bireysel IHIGH düzeyleri, hâlen zirve oksijen kullanımı veren (⩒O2pik) en yüksek egzersiz şiddeti olarak kabul edildi. MLD, farklı egzersiz şiddetlerinde yapılan 30 dk’lık submaksimal egzersizlerin 30 ve 10. dk kan laktat ı farklarının 1 mmol·L-1’den az olabildiği en yüksek egzersiz şiddeti dikkate alınarak belirlendi. Değişkenler arasındaki farklılıklar, eşleştirilmiş örneklem t- test ile de ğerlendirildi. Etki büyüklü ğü (EB) Cohen d’ye göre analiz edildi. Bulgular: Beklendiği gibi MLD ve IHIGH egzersiz şiddetine ait ortalama ⩒O2 farkları anlamlıydı (55,2±4,50’ye k ıyasla 61,2±5,06 mL∙dk-1∙kg-1; p=0,000; EB=2,17). Ancak MLD %5 aşıldığında yapılan bir egzersize ait ortalama ⩒O2 değerleri, IHIGH’ı belirlemede kullanılan yöntemle elde edilen ⩒O2pik’e ula şamadı (56,3±3,42’ye k ıyasla 60,6±5,02 mL·dk-1·kg-1; p=0,002; EB=1,50). Sonuç: Elde edilen bul- gulara göre I HIGH’ı belirlemede kullanılan prosedürün ve şiddetli eg- zersiz alanı için hesaplanan ⩒O2pik’in aynı alanın alt sınırı için geçerli olmadığı ortaya koyuldu.
Amaç: Araştırmanın temel amacı başarılı bisiklet turlarının içeriklerini incelemektir. Yöntem: Nitel araştırma desenine sahip olan bu çalışmada veri toplama tekniği olarak doküman incelemesi ve verilerin incelenmesinde içerik analizi kullanılmıştır. Veriler, TripAdvisor’da genel değerlendirmesi beş olan bisiklet turlarının içeriklerinden elde edilmiştir. İçerik analizi ile 23 farklı ülke ve 37 farklı şehirden toplam 47 bisiklet turu incelenmiştir. Turlar, tur isimleri, süre, mekân, genel özellikler ile bilgilendirme ve tur içi etkinlikler olmak üzere 5 ana tema altında analiz edilmiştir. Bulgular: İncelenen bisiklet tur başlıklarının çoğunluğunda (%89,36) bisiklet turlarının geçtiği şehir ya da ziyaret edilen mekânın yer aldığı görülmüştür. Bisiklet tur sürelerinin çoğunlukla (%38,29) 4 saat- 6 saat 30 dakika aralığında olduğu ardından (%31,91) 3 saat- 3 saat 30 dakika aralığında olduğu ortaya çıkmıştır. Tur içi etkinliklerinin bahçe, çiftlik ziyareti, tadım etkinlikleri, alışveriş ve manzara noktaları gibi ziyaretlerden oluştuğu saptanmıştır. Sonuç: Sonuçlar genel olarak değerlendirildiğinde bisiklet turlarının tüm şehirlere, bölgelere göre düzenlenebileceği, turların şehir, doğa, çöl, plaj gibi farklı destinasyonlarda, farklı etkinliklerle gerçekleştirilebilir olduğudur. Ayrıca farklı ürünler ve etkinliklerin bisiklet turu ile bütünleşerek turizme kazandırılabildiği ortaya çıkmıştır. Özgünlük: Daha önce başarılı bisiklet turlarının özelliklerini inceleyen çalışmaya rastlanılmamıştır. Dolayısıyla bu çalışmada başarılı bisiklet turlarının öne çıkan özellikleri tanımlanmıştır.
This paper presents the integration of connected micromobility infrastructure into the existing public transport system. The integration purpose is to help organize the public space in the urban environment, lower operation costs for micromobility operators, and create a better Mobility-as-a-Service (MaaS) experience for citizens with the connected and universal micromobility charging infrastructure solution. Our goal is to efficiently consolidate electric-powered shared micromobility vehicles such as e-scooters and e-bikes into hubs to manage their charging and maintenance operations efficiently. Therefore, determining the locations of these e-hubs and the required charging infrastructure is paramount for satisfying the commuters' needs. We address this problem using an optimization approach and develop a model for siting and sizing micromobility e-hubs within an urban context. We formulate the problem as a mixed-integer linear programming (MILP) and develop a Variable Neighbourhood Search (VNS) metaheuristic algorithm to solve the problem. The evaluation of the performance of the solution methodology is applied using real data from Ankara Metropolitan Municipality (AMM).

/ 13
2 / 13